Kendime Notlar-1
Akşam’ın en güzel saatleri. Herkes kendi köşesine çekilmiş,
herkes kendi derdiyle demleniyor. Kimisi kendi haline, kimisi yoldaki bir kediye,
kimisi de dünyanın öbür ucunda belki de hiç tanımadığı biri için üzülüyor.
Dünyada üzülecek o kadar çok şey varken insan hangi birine üzülsün bilemiyor
bazen. Ama yine de her zaman üzülecek bir şey, içinde kaybolacak bir girdap
buluyoruz.
Sahi neden bu kadar üzülüyoruz? Yoksa çok mu seviyoruz kendimize acı çektirmeyi? Ya da üzülmek daha mı kolay geliyor mutlu olmaktan? Ya doğru bakmayı bilmiyorsak hayata? Bunu hiç düşündün mü? Senin baktığın kapkaranlık perdelerin arkasında rengarenk çiçeklerle dolu bir bahçe olabileceği geldi mi hiç aklına? Sorduğum bunca soruya yine ben vereceğim kendi açımdan cevapları…
Kendimize acı çektirmeyi
sevmiyoruz aslında -tabi herhangi bir davranış bozukluğumuz yok ise-. Sadece
üzülecek bir neden bulmak daha kolay geliyor bize. Dedim ya en başında dünyada
üzülecek bir sürü şey var. İşte tam olarak bu nedenden üzülmek, bir şeyleri
kendimize dert edinmek daha basit geliyor. Ve belki de en çok doğru bakmayı
bilmediğimiz için üzülüyoruz. Bizi kahredecek olayların ardından gün tekrar
doğmayacakmış, hayat bir şekilde devam etmeyecekmiş gibi davranıyoruz. Ben de
çok iyi biliyorum ki dünya tertemiz bir yer değil. Ne kimseden ne de kendimden
Pollyanna olmasını beklemiyorum. Ama hayat dertler içinde boğulup gidilecek
kadar da değersiz değil. Bazen o kocaman dalgalara karşı kendimizi bırakmak
yerine yüzüp kurtulmak için çabalamamız gerekiyor.
Üzülüyoruz,
üzüleceğiz. Şimdi olduğu kadar gelecekte de üzülecek nedenlerimiz olacak.
Üzülmeliyiz de. Ancak miadı dolana dek. Sonra tüm üzüntülerimizi gömmeliyiz
belki toprağa. Kapkara perdeyi açıp ardındaki çiçekli bahçeyi görebilmek için.

